27 Haziran 2013 Perşembe

BİRAZ DA MÜZİK- A MUSICAL INTERLUDE

TÜRKÇE (For English text, please scroll down)




Dolmabahçe Barikat Orkestrası: "Dağlın Lan!"
(Görüntü Medyadan, link Türkçe metninn sonunda.)

"Ne Mutlu Türküm diyene" sözüne takılan bazı insanlar, hatta bunların arasındaı mürekkep yalamışlar vardır. "Ben Türk olmaktan mutlu değilim ki!" derler, "keşke Norveçli olsaydım" derler, "Amerika'ya gideyim de bebeğim orada doğsun" derler. Diyebilirler de! Ya da "Irkçı bir söz" derler, "Fransız olan mutlu değil mi?" derler,(ki Fransızlar bunu iftiharla ilan ederler) ya da "Kürt vatandaşlar da 'ne mutlu Kürdüm diyene' derse ne olacak?" derler (bilmem! ne olur ki?). 

Hani bazı insanlar vardır, bir fıkrayı bile açıklamanız gerekir, şiirden de hiç anlamazlar. Atatürk'ün "Az zamanda çok ve büyük işler yaptık" diye başlayan 10. Yıl nutkunun bu coşkulu son sözlerini bu kadar ters ve hayâl gücünden yoksun bir şekilde yorumlamaları için ya öyle algısı renksiz bir insan olmak gerekir- bu olumlu bakış- ya da hain olmak.

Ben itiraf ediyorum ki ömrümün büyük bir kısmında Türk olmaktan mutlu olmadım. Ve keşke "şu ya da bu milletten olsaydım" dediğim de çok oldu. 

Ama Türk olduğum gerçeğinden kaçamayacağımı da her zaman bildim. Siz vaz geçseniz de hatırlatırlar zaten!

Türk olmaktan düpedüz mutsuzluk duyduğum zamanlarda bile "Ne Mutlu Türküm Diyene" sözünü sorgulamadım- en fazlası,  sözü söylemiş olanın güvenine lâyik olamadığımız için üzüldüm. En yılgın, en "bu millet adam olmaz" dediğim anlarda bile umutsuzluğumun sebebini sözlerin kendinde arayacak kadar sığ olmadım.

AKP'nin uygulamaları, Silivri'ler, Hasdal'lar, Ergenekon'lar, Balyoz'lar, başörtülü minikler, kara çarşaflı büyükler, "yetmez ama evet"'ler, küçük hesaplar, gösteriş merakları, beni hep Türk olmaktan "mutsuz" etti.

Derken 19 Mayıs 2012'den beri başlayan bir canlanma gördüm, gaz ve suya, polis copuna karşı silahsız, ellerinde yalnız bayrak ve pankartlarla meydanlara dökülen aileleri, gençleri, yaşlıları gördüm. 

Korkmadan kedini ortaya atanları gördüm.

TGB'li gençleri ve aklımın almadığı cesaretlerini gördüm.

Sonra da Gezi Parkı olaylarını gördüm. 

Ve doğan yepyeni, capcanlı Gezi Parkı kültürünü gördüm.

Türk okurlarım Gezi Parkı olaylarınının doğurduğu muhteşem yaratıcı kültürden haberleri vardır muhakkak ("orantısız güce karşı orantısız zekâ"), zaten bu makaleyi temelde yabancı okurlar için toparladım. Başbakan Erdoğan'ın "Twitter belâsı" diye adlandırdığı fenomen Türkiye kültür tarihine girecek bir konu başlığı olmaya aday zaten. You-Tube da birbirinden yaratıcı kliplerle dolu.

Ve gördüklerim karşısında yarım yüzyılı geçmiş hayatımın hiçbir döneminde hissetmediğim kadar şunu hissettim.

"Ne mutlu Türküm diyene!"

Demek bunu demek istemiş!

Aşağıda Gezi Parkı Kültürü'nü aksettiren müzikâl bir derleme sunuyorum; yukarıdaki sözlerin anlamını derinden hissederek:



Bu Daha Başlangıç, Mücadeleye Devam!
"This is just the beginning! The Struggle Goes On!"

Bu Daha Başlangıç!- "Thİs İs Just the Beginning!"
Dağılın Lan Dağılın Lan Dağılın! (Dolmabahçe Barikat Orkestrası)
"Break it up, boy, break it up, break it up" (The "Dolmabahçe Barricade Orchestra".) The repeating phrase turns  typical policespeak against the practices and policies of the ruling AKP. 
Dağılın lan! "Break İt Up!"

Çapulcu musun vay? (Boğaziçi Caz Korosu)
"Are You a Marauder?" (The Bosphorus Jazz Orchestra) 
A reinterpretation of a traditional song; "marauder" (Çapulcu) recalls the term Prime Minister Erdoğan used for the protesters- "we're not going to allow a couple of marauders to come to go out on the square and provoke the people" -at a speech delivered at the opening ceremony of the Ottoman Archives on June 2nd, 2013.

 Çapulcu Musun Vay? "Are You a Marauder?"


Gezi Bella- (Grup Çapulcu- Hatay’dan üç genç)

"Gezi Bella"- ("Group Marauder"- three young lads from Hatay) to the tune of Ciao Bella.
 Gezi Bella!

Çapulcular oldu mu? (Boğaziçi Caz Korosu)
"Are the marauders ripe?" ("Bosphorus Jazz Chorus"). Adaptation of a traditional song.
Çapulcular Oldu Mu? Are the Marauders Ripe?

Tencere Tava

"Pots and Pans"
Referring Prime Minister Erdoğan's very arrogant allusion to the pot-and-pan clanging protest action. You hear his own voice at the start of the clip. (With subtites.)

Tencere Tava. "Pots and Pans"


Diren Antarktika (Konservatuar öğrencilerinden oluşan Sanatla Diren Antalya Grubu)

"Hold on tight, Antarctica" ("Resist with Art, Antalya", a group of students of the State Conservatory in Antalya.)

The reference is to the three hour long documentary on penguins broadcast on CNN TURK while the conflicts were going on at Taksim Square.
 Dayan Antarktika! "Hold On Tight, Antarctica!"

Ve olaylardan doğan protesto şarkılarından en sevdiğim:
And my favorite protest song of the uprising:
Eyvallah!  (Duman)
"Bring it on!" (group "Smoke") With subtitles.

Eyvallah! Bring It On!


ENGLISH
The Dolmabahçe Barricade Orchestra: Break it up!
(Image from the media, videoclip above.)
The famous saying by Kemal Ataturk, "Happy is the person who can say 'I'm a Turk'" has suddenly become controversial in the last few years, reflecting the AKP's policies of elevating religion and downplaying nationhood. Diverse people have challenged it, including some several with intellectual pretences. Some have said "I'm not happy about being a Turk", some have said "I wish I were Norwegian", some decide to travel to the US to have their baby there, to benefit from automatic US citizenship. And well they may, it's a wish and a choice. Some Have found the saying "racist", objecting with counter arguments like "is a Frenchman not happy?" (well, I would think so, and just as proud to say it!) or "then what if the Kurdish citizen starts saying 'happy is the person who can say 'I am a Kurd'"? (well, what if?)

You know there are some people to whom you can't tell a joke without having to explain everything to them, for whom poetry has no meaning. Kemal Ataturk's rousing "10th Year Speech", delivered on October 29th, 1933, on occasion of the 10th year of the Republic, opens with the proud assessment that "we have accomplished many and important things in a short time"- meaning the war of independence, the declaration of the Republic, the reforms, and the investments in the future. The famous phrase is the triumphant conclusion and naturally comprises the entire nation, all the citizens of the youg Republic of Turkey. To counter this proud statement with shallow arguments such as "but I'm not happy" or "what about ethnic groups who don't feel they belong?" reflects at best a dullness of spirit, at worst a treacherous heart.

I freely admit that  for a good deal of my life being a Turk has not, repeat not made me happy. I have often wished I were a member of this, that or the other nation.

But I never harbored the illusion that I could possibly escape the reality of what I was. Even if I tried, there would be those ready to remind me!

During moments when I was the most unhappy about being a Turk, I did not question Ataturk's words. At most, I experienced disappointment thet we as his nation had not been able to live up to them. Even when I was harboring the most despairing sentiments about my countrymen, I was never shallow enough to blame those words.

The AKP regime, elected and re-elected, with its Ergenekon, "Sledgehammer" and related witch-hunts, planted evidence, fake witnesses, infiltrated police and judiciary, children in veils, women in black sheets, and the apparent apathy and superficiality of the population, made me very, very unhappy about being a Turk.

Then I saw something stirring after May 19th, 2012. I saw families, young and old, all unarmed, carrying nothing but flags and placards, take to the streets and face the gas, pressurized water, and truncheons of the police!

I saw people fearlessly expose themselves to all, to the cameras as well as to the violence!

I saw the youth of the TGB- the Turkish Union of Youth- exhibiting a kind of bravery that I can not begin to imagine!

Then I saw the  "Promenade Park" (Gezi Parkı) uprisings! And a fresh, young, energetic culture rise from it! (As the young people themselves put it, "countering disproportionate
violence with disproportionate intelligence!") What Prime Minister Erdoğan has referred to as "the Twitter curse" has become a fresh new chapter in Turkish culture. You-Tube is bursting with creative clips!

I am over half a century old and now I am feeling, as I have never felt before:

"Happy is the person who can say 'I am a Turk!'"

So this is what he meant!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder